Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

21 Ağustos 2011 Pazar

Mete AKINCI - Sky Türk Şimdiki Zaman Prog. - 14.08.2011

1. PARÇA
2. PARÇA
3. PARÇA
4. PARÇA
5. PARÇA
6. PARÇA
7. PARÇA
8. PARÇA
9. PARÇA
10. PARÇA
11. PARÇA
12. PARÇA
13. PARÇA

Mete AKINCI - Ekopolitik - 27 Nisan 2011

1. PARÇA
2. PARÇA
3. PARÇA

Mete AKINCI - Ekopolitik - 20 Nisan 2011

1. PARÇA
2. PARÇA
3. PARÇA

Mete AKINCI - Ekopolitik - 18 Mayıs 2011

1. PARÇA
2. PARÇA
3. PARÇA

Mete AKINCI - Ekopolitik - 10 Ağustos 2011

1. PARÇA
2. PARÇA
3. PARÇA

Mete AKINCI - Ekopolitik - 4 Mayıs 2011

1. PARÇA
2. PARÇA
3. PARÇA

Sessiz Olun Müslümanlar Uyuyor


Haber Masası - 19 Ağustos 2011 - Banu AVAR

1. PARÇA
2. PARÇA
3. PARÇA
4. PARÇA

20 Ağustos 2011 Cumartesi

İlluminati - Savaş


Tayyip'in katil oğlu


Amerika ikiz kuleleri neden havaya uçurdu? Aaron Russo öldürülmeden önce açıklıyor:


İkiz kuleler-20 dolar


Türkiye uyurken


Tayyip Erdoğanların Kenan Evren sevgisi


Abdullah Gül'ün ürperten itirafı


Küresel Başkanlık Sistemi

1. PARÇA
2. PARÇA
3. PARÇA

CIA ve Darbeler

1. PARÇA
2. PARÇA
3. PARÇA

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Ümraniye'deki bombaların sırrı çözüldü

Ergenekon tertibindeki Ümraniye bombalarının sırrı çözüldü. Dava dosyasına giren polis kamerası görüntülerindeki polislerin konuşmaları Ergenekon soruşturmasının tezgah olduğunu bir kez daha ortaya çıkardı. Daha ortada Ergenekon diye bir soruşturma yokken polis Ergenekon soruşturmasından bahsediyor. Videodaki konuşmalarda hedefin Türk Silahlı Kuvvetleri olduğu da "Genelkurmay var bunun altında" sözleriye anlaşılıyor. İşte bir tertibin saniye saniye polis kamerası kaydı...
Tarih: 12 Haziran 2007
Yer: İstanbul-Ümraniye

İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Terörle Mücadele polisleri Ümraniye Çakmak Mahallesi'ndeki kimsenin oturmadığı bir gecekonduya operasyon düzenledi.
Polis gecekondunun çatısında bir sandık buldu ve sandıktan 27 adet el bombası ve patlayıcılar bulunduğu açıkladı. Polis, bulunan bombaların da Emekli Astsubat Oktay Yıldırım'a ait olduğu ileri sürüldü.

Aradan tam 23 ay geçti. Ergenekon soruşturmasına temel olan bombalarının bir tertip olduğu ortaya çıktı. Olay yeri inceleme polisleri bombaları kameraya kaydettiği görüntüler dava dosyasına girdi.

Tamamı 7 dakika 20 saniye tutan bu görüntüler haber kanallarında da yayınlandı. Ancak bir de yayınlanmayan unsur vardı. Kamera kaydında, polislerin kendi aralarındaki konuşmalar yer alıyordu. Ne varsa işte bu konuşmalarda vardı.

Polis kendi çektiği kamera kayıtlarında açıkça Türk Silahlı Kuvvetleri'ni hedef alıyor. Bir polis şöyle diyor:
"GENELKURMAY VAR BUNUN ALTINDA"

Ulusal Kanal bu kamera kaydını profesyonel ses programlarında inceledi. Bu incelemede, polisin "GENELKURMAY VAR BUNUN ALTINDA" dediği çok açık anlaşılıyor.

"GENELKURMAY VAR BUNUN ALTINDA" sözünün ardından polis küfrederek konuşmayı sürdürüyor... O sırada Genelkurmay Başkanı olan Org. Yaşar Büyükanıt da bu galiz küfürlerle hedef alınıyor.
- O... ç.....!
- Genelkurmay başkanı gerçekten toplumu kutuplara ayırdı.
- Allah'tan hakimler çok iyi!

Bu konuşmalar Ümraniye'de bulunduğu iddia edilen bombalarla başlatılan Ergenekon soruşturmasının hedefini de ortaya koyuyor.

Bir diğer çarpıcı konuşma video kaydının 5'inci dakika 43'üncü saniyesinde bulunuyor. Polisler gecekonduya yapılan operasyonun adını da koymuş. Adı: "Ergenekon soruşturması"...

Polis burada aynen şunu söylüyor, "soruşturma Ergenekon olduğu zaman s..... hakimi savcıyı". Polis ortada Ergenekon ismi dahi dolaşmazken o an yapılan "Ümraniye Bombaları" operasyonunun Ergenekon soruşturmasına dönüşeceğini biliyor.

Oysa Ergenekon savcısı Zekeriya Öz, 12 Haziran 2007'de Ümraniye'de bomba bulunduğu iddiasının ardından yapılan araştırmalarla "Ergenekon Örgütü"ne ulaştığını söylemişti. Savcı Öz, Ergenekon isminin ilk kez 21 Ocak 2008 tarihinde yapılan ilk büyük operasyonda şüphelilerde bulunan belgelerden çıktığını iddia etmişti. Ancak görüntülerde sesi duyulan polis, ümraniye bombaları operasyonunun Ergenekon olduğundan çok emin ki, "soruşturma Ergenekon olduğu zaman s..... hakimi savcıyı" diyor.

Kamera kaydında bir de polislerin aralarında yürüttüğü tartışma yer alıyor. Tartışmanın konusu olay yeri tutanağının nasıl ve nereye yazılacağı... Oysa adı üstünde olay yeri tutanağı! Olay yerinde yazılması lazım. İşte o tartışma...

- Olay tutanağı, olay yerinde tutulur.
- Olay yeri tutanağı bilgisayarda yazılır mı?
- Birşey olmaz!
- Olur mu?
- Filmlerde yapıyorduk ya!
- O zaman denir ki evden biri vardı yaşlı...
- Adam diyecek ki çatıya bilgisayar mı çıkardın
- Elle yazalım o zaman
- Çatının üzerinde elle yazalım.
- Mahkemede deyin olay yerinde tutulan tutanak
- Adam diyor ki buraya bilgisayarı nasıl çıkardın
- Yani olay yerinde aldığı notlardan sonra büroda, büroda tutanak tutulmuş da olabilir.
- Olur biter yani

Bu tartışmanın yaşandığı 7 dakikalık video kaydının sonunda da polisler "27 Haziran" diyor.

27 Haziran sözcüğünün tutanağın düzenlendiği tarih olduğu kuvvetle muhtemel. Ancak Ümraniye'deki gecekonduya operasyon 12 Haziran'da yapıldı. 26 Haziran'da da bombalar imha edildi. Peki Polisler neden "27 Haziran" diyor.
İşte belki tertibi aydınlatacak bir başka nokta da bu.

R-461
ÜMRANİYE
Asayiş Büro Amirliği
Buluntu Patlayıcı Madde Görüntü Alımı
Oly. Tarihi: 12.06.2007 Ekip Kodu: 49-54 Çekim Süresi: 7 Dk

İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ
OLAY YERİ İNCELEME VE KİMLİK TESPİT
ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ

(Anlaşılabilen konuşmaların çözüm metnidir.)



-Bu şahısların siyah…
-Arka bölümünde…
-Durun…
-Beyaz yazılmış…
-Yo yo onu demiyorum.
-Bu çok önemli aslında, ne biliyon mu?
-Bu askeriye askeriye demek.
-Ahşap kapalı tahta sandık
-Kırmızı bir yazı var bak üzerinde
-Nerede nerede
-Üzerinde dedim ya iki tarafında
-Tahta sandık ve üst bölümünde “raptiye flayt” yazılan turuncu renkte 1920 ve
-1920 sıfır he, o şu delilin isimlerini söylesene bana (Time kod: 01.11)
-Ve arka bölümünde
-Ve arka bölümünde sarı saman kağıt
-Şüphelilerin isimlerini söylesene bana
-Bak şunu al arkada sen yazdırsana
-Kaç kişi
-Ve arka bölümde
-Şüpheli hangisi
-İsimlerini alacaksınız tutanağa
-Sarı samanlı kağıt yapıştırılıp kağıt üzerinde mühimmat istif kartı
-Birazdan fakslayın. Gürbüz n’aptın Gürbüz?
-Yeniden şey yapma ben geliyorum.
-Herhangi bir zaruri olmadıkça
-87 veya bunlar a… koyim askeriyeden çıkış numaraları
-87 SEA virgül koy, kapsül kutusu 50’lik
-Tutanak tutalım gelelim hemen
-Şurası, şurası 200
-Tape mühimmat istif kartı
-Bombacı mı bunlar (dışardan gelen biri)
-İbareli bulunan
-İbareli kağıt diyelim
-İbareli bulunan sandık, kağıt yapıştırılmış mühimmat sandığı
-Dedik ya onu
-Bak ne yazalım
-Bir adet haki renkli
-İki tarafında halat taşıma yeri bulunan ahşap kapaklı sandık
-Genelkurmay var bunun altında (Time kod: 02.58)
-O…. çocuğu
-Genelkurmay Başkanı gerçekten toplumu kutuplara ayırdı
-Allahtan hakimler çok iyi
-Profesyonel olun
-Üst bölümünde turuncu renkli
-Ahşap sandık işte bulunan ahşap
-Olay tutanağı olay yerinde tutulur.
-Olay yeri tutanağı bilgisayarda yazılır mı?
-Bir şey olmaz
-Olur mu?
-Filmler de yapıyorduk ya
-Olay yeri tutanağı
-O zaman sorun sen de şey dersin ya
-O zaman deriz ki evden biri vardı, yaşlı
-Hani adam diyor ki bilgisayarı nerede buldun olay yerinde diyecek sana
-Bilgisayarı nerede buldun
-Olay yeri yazarsak
-Ha onu diyorsun. Yok canım
-Adam diyecek ki çatıya bilgisayar mı çıkardın
-Elle yazalım o zaman
-Çatının üzerinde elle yazalım.
-Mahkemede deyin olay yerinde tutulan tutanak
-Adam diyor ki buraya bilgisayarı nasıl çıkardın
-Haa onu diyorsun, yok canım burada yazıyoruz, adamlarla buraya geldik
-Bu şahısları buraya getirdikten sonra tutanağa başladık
-Şu malzemeleri yazıyoruz, biz kendimiz için yazıyoruz
-Biz kendimiz için el yazısıyla yazıyoruz
-Olmaz yani o diyom, yani adam diyecek ki çatıya bilgisayar mı çıkardın diyecek (Time kod: 04.06)
-Ya olay yerinde alınan notlardan sonra
-Olay yerinde elle yazıldı
-Hah tamam
-Tamam bu şekilde
-Ama şöyle de düşünülür yani orda not şeklinde almış burada yazmış olabilir.
-Yani olay yerinde aldığı notlardan sonra büroda büroda tutanak tutulmuş da olabilir.
-Olur biter yani
-Bak tutanak yazıyorsan o şahısların ruhsatlı silahı da var onu da getirsene
-Evet evet
-O…
-O taşıma ruhsatının şeyi nerede
-Versene onu tarih marih tutuyor mu? (Time kod: 04.40)
-Normal yapalım ya bunu yazmamıza gerek yok
-Olay tutanağı
-Elle yazmayalım bilgisayarda yazalım
-Normal yapalım
-Sonunu nasıl bağlarız
-Adam diyor ki olay yerinde nereden buldun bilgisayarı
-Siz malzemeleri yazın biz kendimiz için yazıyoruz
-Kendiniz için, el yazısı yazın
-Olmaz ya, onu diyorum
-Adam diyor ki çatıya bilgisayar mı çıkardın
-Biz şahısları buraya getirdikten sonra yazıyoruz
-Olay yerinde alınan notlardan sonra
-Hayır sonunu nasıl bağlayalım
-Sarsılmaz kılınç 200 Light. Taşıma ruhsatı
-Ama elle yazalım diyorsan yaz yani
-Elle mi yazalım
-Elle yazcan tabi
-Sonu nasıl bağlanır
-Olay yeri tutanağı elle tutulur.
-Taşıma ruhsatı kimin
-Mehmet’in Mehmet’in
-Bilgisayarda yazıyorum
-Aha ruhsatı, ahada kimliği
-Soruşturma nasıl… (Time kod: 05.43)  
-Soruşturma Ergenekon olduğu zaman … hakimi savcıyı (gülüyor)           
-20 (Time kod: 07.25)
-7
-27
-27 Haziran 
                                                                                                                                                                    

12 Ağustos 2011 Cuma

Karşı Devrim Kronolojisi


15 Şubat 1949: İlkokullarda isteğe bağlı olarak din dersleri okutulmaya başlanması öneriliyor.
1 Mart 1950: CHP hükümeti, Tekke ve Türbelerin Kapatılmasına Dair 677 sayılı yasayı yürürlükten kaldırıyor. Türk büyüklerine ait olanlar ve sanatsal değer taşıyanlar Milli Eğitim Bakanlığınca(!) halka açıldı. Açılan türbe sayısı ilk aşamada 19 idi.
12 Nisan 1950: Mareşal Fevzi Çakmak için düzenlenen cenaze töreninde gericiler dini siyasete alet ederek gövde gösterisi yapıyor.
29 Mayıs 1950: Başbakan Menderes, sadece
“Millete mal olmuş inkılaplarımızı saklı tutacağız”
diyerek irticaya ilk işareti veriyor.
16 Haziran 1950: Ezanın Arapça okunması yasağı kaldırılıyor.
5 Temmuz 1950: Radyoda dini program yayınlama yasağı kaldırılıyor.
21 Ekim 1950: Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda din derslerinin zorunlu olmasına karar veriyor.
3 Aralık 1950: Arap harfleriyle tedrisat yapmak için gizli ya da aleni dershane açanlar hakkında 23 Eylül 1931 günlü, 12073 sayılı kararnamedeki yasaklama kaldırılıyor. Böylece Kuran kursu ve imam hatip okullarına yeşil ışık yakılıyor.
1953: Köy Enstitüleri, İlköğretmen Okulları’na dönüştürüldü.
1953: Yasa değişikliği ile “siyasi yayın ya da beyanlarda bulunmak, öğretim üyeliğinden çıkarılmaya neden olan bir suç” sayılmaya başladı.
1954: 25 yılını dolduran öğretim üyelerinin emekliye ayrılmasını sağlayan yasa ile öğretim görevlilerini bakanlık emrine alan ya da görevden uzaklaştırmayı sağlayan yasa çıkarıldı.
1955’te Başbakan Menderes, DP Meclis grubunda arkadaşlarına şöyle sesleniyor:
“Siz öyle güçlüsünüz ki, şu anda isterseniz Anayasa’yı bile değiştirebilir, hilafeti bile getirebilirsiniz.”
Menderes, 1956’da Konya’da halka hitap ederken “ortaokullara din dersleri konulacağını” açıklıyor.
13 Eylül 1956: Ortaokul ders programlarına seçmeli din dersleri konuyor.
Başbakan Menderes, 1957’de Ödemiş’te halka yaptığı konuşmasını bir kasaba imamı gibi bitiriyor:
“Allah, münafıkların şerrinden hepimizi korusun.” Genel seçimler yaklaşınca hızını alamıyor ve seçmene şu vaatlerde bulunuyor: “İstanbul’u ikinci bir Mekke, Eyüp Sultan Camii’ni de ikinci bir kâbe yapacağız.”
14 Şubat 1957: Başbakan Menderes, Ankara’da Kocatepe Camii’nin yapımı için Cami Yaptırma Derneği’ne 100.000 TL bağış yapıyor.
19 Mayıs 1957: Kayseri’de halka yaptığı açıklama Menderes,
“DP’nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde yeni 15.000 cami inşa edildiğini ve başta Süleymaniye olmak üzere 86 caminin onarıldığını, Süleymaniye’nin 500’üncü yıl dönümünü kutlamak için Müslümanların İstanbul’a davet edileceğini”
söylüyor.
1957 – 1958: Liselere seçmeli din dersi kondu.
1959: Din dersleri öğretmeni yetiştirmek için Yüksek İslam Enstitüsü açıldı.
26 Haziran 1965: Milli Eğitim bakanı Cihat Bilgehan, “İmam hatip okullarını bitirenlerin, ilkokul öğretmeni olabileceklerinin” müjdesini veriyor.
15 Nisan 1966: Atatürk büst ve heykellerine karşı gericilerin saldırıları sürüyor.
31 Mayıs 1966: Demirel, Kayseri’de halka yaptığı konuşma hedef saptırarak şunları söylüyor: “Bugün Türkiye’de gericiliğin yaşamasına uygun koşullar artık bulunmamaktadır.”
17 Mayıs 1967: İmam hatip okullarını bitirenlere üniversitelere girme hakkı tanınıyor.
20 Ağustos 1967: İzmir’de İslam Enstitüsü’nün temelleri Başbakan Süleyman Demirel tarafından atılıyor.
Aralık 1967: Meclis’te iftar yemekleri verilmeye başlanıyor.
21 Şubat 1968: Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem,
“Hükümetimizin amacı her ilde bir imam hatip okulu açmaktır”
diyor.
19 Şubat 1969: Mehmet Şevki Eygi adlı emperyalizm fedaisi ABD’nin 6. Filosu’nu protesto eden yurtsever gençler üzerine
“ABD bizim kâbemiz, cihada hazır olun”
sloganları ile dincileri saldırtıp o günün tarihlere “Kanlı Pazar” olarak geçmesini sağlamıştır.
1 Ekim 1969: Seçimlere bir gün kala Adalet Partisi’nin kır atlı kuran dağıttığı haberleri basına yansıyor.
26 Ocak 1974: Milli Selamet Partisi genel seçimlerden 48 milletvekili ile çıkıyor.
1974 – 1977: Din kültürü ve ahlak dersi zorunlu kılındı.
1975-1976: Bir yıl içinde 70 imam hatip okulu açılıyor.
1976-1977: Bir yıl içinde 77 imam hatip okulu daha açılıyor.
1977-1978: Açılan bu imam hatipler yetmemiş olacak ki bir yıl içinde 86 tane daha açılıyor. Bu üç yıl boyunca Başbakanlık koltuğunda Süleyman Demirel oturuyor.
Kahramanmaraş’ta 21-25 Aralık 1978 tarihleri arasında meydana gelen olaylarda resmi açıklamalara göre 111 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı…. Sol parti ve dernek binaları ateşe verilmiş, Müslümanlar cihada çağrılarak duvarlara “Allah için savaşa, Müslüman Türkiye” sloganları yazılmıştı. Buna karşın Süleyman Demirel, şunları söylemişti:
“Bana sağcılar, milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz”
12 Haziran 1979: MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan şunları söylüyor:
“Hafta tatili Cuma günü olmalı. Nikâhı müftüler kıymalı. Mekteplere Kuran dersi koymalı. Bu milletin mektep kitapları niye Allah adıyla başlamıyor?”
4 Temmuz 1980: Çorum Katliamı gerçekleştiriliyor. 58 kişi katledilirken başbakan Demirel “Çorum’u bırakın Fatsa’ya bakın!” diyerek “solun kalesi” diye anılan Fatsa’yı hedef gösteriyordu.
22 Temmuz 1980: Kemal Türker’in öldürülmesi.
7 Eylül 1980: MSP’nin Konya’da düzenlediği mitingte yobazlar tarafından şu sloganlar atılıyordu:
“Dinsiz devlet yıkılacak elbet… Şeriat gelecek… Laiklik dinsizliktir… Anayasa Kuran… Ya şeriat ya ölüm… Cihada hazırız…”
Ve 12 Eylül 1980: Amerika’nın fedailiğine soyunan, Amerikalıların “bizim çocuklar” dedikleri generaller tarafından darbe yapılarak tüm siyasi parti ve dernekler kapatıldı. Demokrasi güçlerine karşı topyekün bir seferberlik başlatıldı. Dizginlerini koparan zor, zulüm ve işkence doruğa çıktı. Ülkenin aydınlanmacı biriki üzerinden silindir gibi geçildi. Bu satırların yazarı bile bundan payını alarak 92 gün işkence gördü.
Ulusal birlik yerine dinsel birliği öne süren, ulus yerine ümmet anlayışını ön plana çıkaran, günlük konuşmalarını bile dinsel motiflerle süsleyen gerici 12 Eylül’ün darbesinin mimarı Kenan Evren, 10 Ağustos 1981 tarihinde Çanakkale’de yaptığı konuşmada
“Muhterem din adamlarının elini öpeceğiz”
diyordu.[1]
“Gerçekte,” der Machiavelli, “hiçbir ülkede olağandışı bir yasacı yoktur ki, Tanrı’ya başvurmuş olmasın; yoksa koyduğu yasaları kimse kabul etmezdi. Gerçekte bilge kişinin bildiği birçok yararlı bilgi vardır. Fakat aynı bilgilerde, başkalarını inandıracak ölçüde açık bir takım nedenler yoktur.”[2]
Darbe rejimi, 2842 sayılı yasayı 16.6.1983 tarihinde yürürlüğe koyarak bu yasanın 10. Maddesiyle İmam Hatip Lisesi mezunlarının yükseköğretim kurumlarına girmelerini sağladı. Bununla da yetinmeyerek, 1983 yılında 1739 sayılı yasanın 31. maddesinde yaptığı değişiklikle, cami imamı olarak yetişenlerin okullarda öğretmen olmalarına yasal dayanak hazırlandı.
12 Eylül’de gerçekleştirilen Amerikancı darbeden sonra İsmet İnönü’nün oğlu veto edilerek seçimlere katılması engellenirken Nakşibendi tarikatının üyesi olan Turgut Özal’ın Çankaya’ya kadar tırmanması sağlandı. Nitekim Özal’ın, “12 Eylül olmasaydı iktidara gelemezdik” biçimindeki açıklaması 14.8.1987 tarihinde basına yansıdı.
Mart 1987: Demirel, Öğretim Birliği Yasası’nın bir devrim yasası olduğunu ve değiştirilmesinin olanaksız olduğunu gözardı ederek şunları söylemiştir:
“Siyasetin emrinde din değil, başka hakların kullanılmasına yaptığı gibi, siyaset dine hizmet edecek. Bunda yadırganacak bir şey yok.
…Tevhidi Tedrisat Kanunu bir semavi kitap değildir. Şayet Kuran kursları ve din eğitimi bu kanuna ters düşüyorsa, yanlış olan din eğitimi değildir. Tevhidi Tedrisat Kanunu’dur.
…Laiklik çiğneniyor diye yapılan tartışmalar, bir yerde din ve vicdan hürriyetinin kullanılmasını baskı altına almaktır.”[3]
1989: TCK’nın Türkiye’de din devleti kurulmasını suç sayan 163. maddesi kaldırıldı. Bu maddenin kaldırılmasına karşı çıkan aydınlar birer birer öldürülmeye başlandı.
28 Aralık 1989: Üniversitelerde türban serbest bırakıldı.
31 Ocak 1990: Prof. Dr. Muammer Aksoy’un öldürülmesi.
7 Mart 1990: Çetin Emeç’in öldürülmesi.
4 Eylül 1990: Turan Dursun’un öldürülmesi.
6 Ekim 1990: Prof. Dr. Bahriye Üçok’un öldürülmesi.
24 Ocak 1993: Uğur Mumcu, “İmam-Subay” başlıklı yazısından iki gün sonra bir suikasta kurban gitti.
2 Temmuz 1993: Sıvas’ta her yıl geleneksel olarak düzenlenen Pir sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’nin 3. gününde, Müslümanlar ortalığı kana buladı. Ülkemizin yetiştirdiği en değerli aydın, düşünür, bilim adamı, sanatçı ve edebiyatçılardan 37 kişi diri diri yakıldı. Çoğu çevre illerden gelerek Madımak Oteli’ni ateşe verenlerin attığı ortak sloganları şunlardı:
“Zafer İslam’ın… Cuumhuriyet Sıvas’ta kuruldu, Sıvas’ta yıkılacak!.. Şeriat gelecek zulüm bitecek… Kahrolsun laiklik…”
 27 Mart 1994: yerel seçimlerle RP’nin yükseliş ivmesi devam etti. 22 ildeki belediyelerin, Anara ve İstanbul’daki anakent belediyelerinin tüm olanakları RP’nin eline geçti. Bunlar, iktidar yolunda önemli kilometre taşları olacaktı. Erbakan,
“Refah iktidara gelerek. Sorun ne? Geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı? Kanlı mı olacak? Kansız mı? 60 milyon buna karar verecek”
diyordu.
5 Nisan 1994 tarihli kararlarını ilan ederken “son sosyalist devleti de yıktık” sözleriyle Kemalizmin sosyal devlet alanında sağladığı cılız da olsa kazanımları kastediyordu.
10 KAsım 1994: Anıtkabir’de Atatürk’e çirkin bir saldırı yapıldı. Saldırgan,
“Taşlara, kemiklere secde etmeyin. Taşlar sizi kurtaramaz. Kur’ana davet ediyorum.”
diye slogan attı.
11 Ocak 1995: Onat Kutlar’ın öldürülmesi.
9 Ocak 1996: Metin Göktepe’nin öldürülmesi.
1997: Refah Partili Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız,
“Laiklere şeriat enjekte edilecek”
diyordu.
1997: Şevket Yılmaz ,
“Allah’ın size soracağı soru şöyle: Küfür düzeninde İslam Devleti olsun diye niye çalışmadın?”
Hasan Hüseyin Ceylan,
“Bu vatan bizimdir, rejim bizim değildir kardeşlerim. Rejim ve Kemalizm başkalarınındır. Türkiye yıkılacak beyler!”
Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe,
“Bu törenlere için kan ağlayarak katılıyorum. Bu düzen değişmeli. Bekledik, biraz daha bekleyeceğiz. Gün ola harman ola. Müslümanlar içlerindeki hırsı, kini eksik etmesin.”
Şanlıurfa Belediye Başkanı Çelik,
“Ben kan dökülmesini istiyorum. Demokrasi böyle gelecek, fıstık gibi olacak.”
diyorlardı.
Ve Nihayet Şubat 1997…
Özal’ın halefi olan Başabakan Necmettin Erbakan, Başbakanlık Konutun’da verdiği iftar yemeğine Türkiye’nin en ünlü din baronlarını davet ederek, toplumsal gerilimi tırmandırdı.
Laiklikliğin tanımı bile değiştirilerek, “laiklik, din özgürlüğüdür”; “din ise birleştirici ve lâzımdır” denilmeye başlandı.
Eğitim yoluyla bu ülkede,
“iktidar olursak, içkinin içilip içilmeyeceğini referanduma götürürüz”
diyen Tayyip Erdoğan gibi şeriat özlemcisi kafalar yetiştirildi. Bu kafa sahipleri, iktidar olup cesaret ettikleri taktirde çarşafı, Arap alfabesini, dört kadın ile evlenmeyi de referanduma götüreceklerinden, bir yandan uluslararası yeşil sermaye gücü, öte yandan da din istismarı yoluyla bunu topluma kabul ettirip uygulayacaklarından, artık hiç kuşkumuz kalmadı.
21 Ekim 1999: Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesi.
18 Aralık 2002: Prof Dr. Necib Hablemitoğlu’nun öldürülmesi.